#ReadMoreBooksThanBlogs

@museumbuzzyy — and Just *not Another Blog* LIKE that

Nesnelerin Hafızası – Part 3

Koleksiyondan Romana, Mekândan Ekrana Masumiyet Müzesi

Kemal ve Füsun arasındaki aşk hikâyesine kenti değil, karakterleri öne çıkararak odaklanan bir anlatı Masumiyet Müzesi’ni tam kapsamlı anlatabilir mi? Ya da Doğu-Batı, modern-geleneksel ve Nişantaşı-Çukurcuma arasındaki çatışma Masumiyet Müzesi Netflix dizi uyarlamasının neresinde?

Görünen ya da İma Edilen Toplumsal Faktörler

Her dijital platform gibi Netflix’in de kendine has bir içerik politikası mevcut. Tek bir formüle indirgenemese de, platformda yeni nesil özgürleşme temalarını merkeze alan yapımlar ağırlıkta. Bu bağlamda, 2008’de daha ilk kez roman olarak yayımlandığı dönemde erotik unsurları nedeniyle tartışma yaratan Masumiyet Müzesi’nin bu dili sansür kaygısı gütmeden kullanabileceği Netflix’i tercih etmesi, günümüz neoliberal kültür endüstrisi açısından stratejik bir karar olarak değerlendirilebilir. Ancak sadece özgür sözel ve görsel dil kullanımı hikâyenin tam kapsamlı anlatımı için yeterli olur mu? Üstelik, uyarlamada bölümlerin/vitrinlerin dizide diyaloglar ve geçişler arasında dikkatlice dağıtıldığı gözlemlenirken.

Bu seçim sürecini önemli kılan unsurlardan biri bölümlerin/vitrinlerin arkasındaki kentsel hafızanın katalogda, belgeselde ve belgesel senaryosunda daha kapsamlı aktarılmış olması. Başka bir ifadeyle, Masumiyet Müzesi’ni bu farklı kültürel üretimlerin biraradalığında çok katmanlı bir bakışa sahipseniz, dizinin anlattığı tekil perspektiften hikâyede bazı eksiklikleri fark etmeniz kaçınılmaz. Oysa roman/müze mekânında bu gösterilmeyen ya da ima edilip geçinilenlerin de geniş bir karşılığı bulunur. Bu bağlamda, Masumiyet Müzesi Netflix dizi uyarlamasının bu çok katmanlı yapıyı ne ölçüde kapsadığını ve dönemin hangi toplumsal temalarını nasıl dışarıda bıraktığını tartışan yazı serisinin bu üçüncü ve son bölümü, romandan/müzeden ve diziden örnekleri hikâye anlatısının içinde birlikte analiz eder ve sonuç bölümüyle yazı serisini bitirir.

Müzeden Ekrana Geçerken Eksilenler

Orhan Pamuk, New York Times’a verdiği röportajda kendini Orta Doğu’lu bir erkek olarak tanımlar ve tüm feminist eleştirileri kabul ettiğini belirtir. Bu çerçevede, kadın yönetmenin varlığının kadın kahramanın bakış açısına daha fazla yer kattığını söyler. Ancak bana sorarsanız, dizi eksiltme politikasını aşk hikâyesini güçlendirme perspektifinden yaparken, Masumiyet Müzesi’nin kadın özgürleşme hareketine dair tuttuğu lensin gücünü yeterince kullanamamış. Örneğin, Orhan Pamuk’un (anım akım medya kaynaklarının bir kısmı silindiği için) hatırladığım kadarıyla bazı röportajlarında Masumiyet Müzesi’ni feminist ilan ettiği “Bazı Nahoş Antropolojik Gerçekler” başlıklı 15 numaralı bölüm/vitrin, dizide bir bölümün açılışında sadece görsel olarak kendisine yer bulabilmiş. Oysa, roman ve müze, o dönem “bazı özel durumlarda” (taciz, tecavüz, fuhuş vb.), gazeteye basılan fotoğraflarda kadınların gözlerine siyah bant çekilmesini sözde namus kavramı ekseninde ele alır. Dolayısıyla, salt görsel olarak kendine yer bulduğunda, bu anlatı sadece bu bilgiye sahip olanlara ulaşır.

Nişantaşılılar Hilton’a gitmeyi severler, orada kendilerini Amerikalı, Avrupalı gibi hissederler. (…) Bütün düğünler Hilton’da yapılırdı.

— Orhan Pamuk. (2016) Hatıraların Masumiyeti, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, s. 25

Benzer bir kapsayıcılık problemi de kent mekânlarına dair anlatının dizide diyaloglar içinde hemen hemen hiç yer almaması. Örneğin, nişanın Hilton’da yapılmasının aile bireylerinde yarattığı mutluluk İstanbul’un kentsel tarihini bilmeyenler için bir anlam ifade etmiyor olmalı. Kentsel tarih derken, sadece mimariden ya da otoyollardan değil, kentlinin mekân kullanımından bahsediyorum. Romanın en çok aldığı “sayfalarca betimlemiş” eleştirisi zaten bu boşluğu doldurur ve müzede de vitrin tasarımlarında görsel anlatı detaylı nesne kullanımıyla bu amaçla zenginleştirilmiştir. Örneğin, 40 numaralı bölüm/vitrin “Yalı Hayatının Tesellileri” sadece bir yeme-içme kültürünü yansıtmaz; özel malzemeden üretilen o yemekler ve içkiler, replika nesneler halinde, o kültürü bilmeyenlere anlatılır. Zaten, hafızayı nesneler üzerinden ele alan bir müze koleksiyonunda sadece fotoğraf ve video üzerinden anlatım mümkün olamazdı.

Bir eşyaya bakıp, o eşyanın hatırlattığı dönemin ayrıntılarına girmek romanın ve müzenin ruhudur.

— Orhan Pamuk. (2016). Hatıraların Masumiyeti, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, s. 71

Feminist Söylem Ama Toksik Erkeklik

Günümüz sex positivism tartışmalarından mı etkilendi bilinmez ama dizi “sonuna kadar gitmek”, yani, bir kadının evlenmeden cinsel ilişkiye girmesini merkezine alarak, modern-geleneksel aile yapılarını Doğu-Batı ikiliğinde farklı açılardan tartışır: 1. Merhamet Apartmanı’nın anahtarını oğluna veren anne Vecihe Hanım; 2. Füsun’a Tuygar Bey’le ilişkisini soran Kemal; 3. Kemal’le sevişmesini 18 yaşını doldurmasıyla açıklayan Füsun; 4. Kemal’le “ders çalışmanın” kızını çok yorduğunu söyleyen Nesibe Hala; 5. Gazetelerin dedikodu sayfalarında ifşa edilen Bay K.; 6. Nişanlısıyla evlenmeden önce onun yazıhanesinde sevişirken gazete haberinden aldatıldığını öğrenen Füsun; 7. Kemal ve Füsun’un herkes çıktıktan sonra yazıhanede seviştiğini nişanda konuşan davetliler; 8. Kemal’in Sibel’le de seviştiğini nişanda duyan Füsun ve Kemal’in konuyu tartışan her açıda konudan kaçışı.

Fakat sırf bu kavramı irdelerken bile dizi, Kemal’in kafasında ihtiyacına göre yeniden tanımladığı aşk ve bu tanımla yeniden yeşerterek yaşadığı mutlu hayatına odaklanarak, hikâyenin kadın perspektifini öne çıkarmıyor. Doğu-Batı ya da geleneksel-modern ikiliğinde kadınlık tartışılmıyor, sadece ima ediliyor. Örneğin, aşk üçgeninin açığa çıkmasının ardından Sibel Paris’e gidiyor ve Füsun hızlıca daha önceden tanıdığı ve kendisini sevdiğini bildiği bir senaristle evleniyor. Fakat bu tercihlerin arkasındaki sosyo-kültürel baskılar (ya da tam adıyla yapısal şiddet) dizide ‘zaten verili’ kabul edilmiş.

Kemal, Füsun’la karşılaştığında hikâyenin başında otuz bir yaşındaymış. Aralarında neredeyse bir kuşak varmış. Belki de Kemal’in temel hatasını da bu kuşak farkıyla anlatabilirmişiz. Kemal, Füsun’un bekâretini kaybetmesini onun modern ve cesur olmasıyla açıklamış. Bunu ona bir iltifat gibi söylemiş aslında, ama bu sözlerin başka bir anlamı, yani Kemal’in sırf Füsun ile yattığı için ona karşı özel bir sorumluluk ve bağlılık duymadığı anlamı da varmış. Eğer Füsun modern ise, evlenmeden önce bir erkekle yatmış olmak ya da evlendiği gece bakire olmamak onun için bir dert ve yük olmazmış. Füsun bu bakımdan tıpkı Kemal’in hayallerindeki Avrupalı kadınlar gibiymiş. O zamanlar bu çeşit düşüncelerin ne kadar önemli olduğunu insan bugün anlamakta zorlanıyor.

— Orhan Pamuk. (2016). Hatıraların Masumiyeti, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, s. 20

Ancak bu toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin altını çizme hedefi, kadın ve erkek karakterler için eşit temsiliyetini sağlamamış. Feminist perspektiften bakıldığında, en yalın hâliyle, Masumiyet Müzesi’nin Netflix dizisi uyarlamasındaki kadın hikâyesinde, genç bir kızın uzak akrabası olan bir erkek tarafından duygusal ve cinsel açıdan nasıl yıllarca sömürüldüğünü izliyoruz. Üstelik, kadının hiçbir hayalini gerçekleştiremeden ölmesini bile aşkla karşılayan bir erkeklik perspektifinden. Yani, çatışma iki taraflı değil; tek taraflı anlatılmış. Kemal canavarlaştırılırken, Füsun kurbanlaştırılmış ama özne olarak varoluşunu göstermesine yeterince imkân verilmemiş. Füsun’un Kemal’e tamamen teslim olmamak için neden direndiğini hikâyenin sonlarında biraz öğreniyoruz ama Kemal’den neden kopamadığının arkasında yatan toplumsal ve yapısal etmenler salt evlilik öncesi/dışı cinsellik ve/veya maddi beklentiyle açıklanabilir mi? Hele de ehliyet sınavını Kemal’in ayarlayacağı torpil olmadan geçmek için üç kere sınava girmeyi göze alacak kadar hırslıyken Füsun? Bu bağlamda, Masumiyet Müzesi’nin Netflix dizi uyarlamasındaki tema seçimi ve anlattığı hikâyenin kapsayıcılığı, bu yazının üçüncü ve son bölümünde romandan/müzeden ve diziden örneklerle değerlendirilecektir.

Sonuç: Olabileceği Kadar Uyarlanabilmiş Bir Masumiyet Müzesi Netflix Dizisi

Diziye başlarken sevmeyeceğimi bilerek başlıyorum, dedim ve dizinin akmamasını, bazı favori temalarımın seçilmemesini ve Doğu-Batı çarpışmasının aşk hikâyesine çevrilip ana ekseninde de Kemal Basmacı’nın mutluluk hikâyesinin olmasını hâlâ sevmiyorum. Ancak, bütün olarak bakıldığında, dizi bir Netflix içeriğinin vaadini yerine getiriyor. Masumiyet Müzesi, nasıl bir Netflix dizisine dönüştürülebilirse, tam olarak öyle uyarlanmış.

Bunu kabul ettim çünkü doktora araştırmamdan bir tartışmayı hatırladım. İstanbul ve New York’taki işgal hareketlerinden geriye kalan eylem videolarının otonom arşivlenmesini incelediğim çalışmada, görüşmecilerimin pratiklerine dair en çok tartıştıkları konulardan biri buydu: İşgal hareketinin bir belgeseli yapılabilir mi? Tabii ki birçok belgesel yapıldı ve her şeyin filmi de yapılabilir. Ancak buradaki asıl soru, “tek bir belgeselde bütün hareketi anlatmak mümkün mü?” Bazı görüşmeciler, bu kadar katmanlı bir yapının tek seferde anlatılamayacağını düşündükleri için bu işe hiç kalkışılmaması gerektiğini düşünüyordu. Dolayısıyla, bir Netflix dizisinin Orhan Pamuk’un hayal ettiği kapsayıcılığı içermesi zaten mümkün değil.

O yüzden, sırf Orhan Pamuk’un sunduğu katkı net olmadığı için değil; bütüncül bir yaklaşım yerine belli bir konuya odaklandığı için dizinin “farklı parçaların bir aradalığından oluşan” Masumiyet Müzesi’nin ana yapısına ait olduğunu düşünmüyorum. Ancak, bu durum, romanın ve müzenin, dolayısıyla hikâyenin dertlendiği konuların daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayacak etkili bir araç olduğu gerçeğini dışlamıyor.

Masumiyet Müzesi’nin geçmesini istediğim en temel hikâyesi; Türkiye’de âşık olan erkek söylemi, kadını esir aldığı, kendi aşk söylemine âşık olduğudur. Erkek o kadar hâkimdir ki dünyaya kendisini ve aşkını över, kadından söz etmez.

— Orhan Pamuk.

Bitirirken, dizide Kemal’e odaklanılmasının belki de roman/müzede satır aralarına saklanan bir şeyin artık apaçık dile getirilmesine dair bilinçli bir tercih olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü hikâyede ışık doğrudan erkeklik anlatısına tutulduğunda gördük ki meğer Kemal de o kadar Batılı ve modern değilmiş. Hatta sosyal medyada yapılan yorumlarda Kemal’i, günümüz diliyle konuşulduğunda, toksik bulanlar da var. Kadınların evlenmeden “sonuna kadar gitmesini” eylemleriyle destekleyen Kemal, mevzu kadınların kendi geleceklerini tayin etme hakkına gelince kırmızı bayrak sallıyor. Çünkü Kemal Füsun’un aktris olup kendinden daha iyi bir sevgili bulabilme ihtimalinden de korkuyor. Sonuçta Füsun da Kemal’i beklemedi, gidip Feridun’la evlendi. Bu yüzden Kemal bize her dönemin erkekliğini anlatıyor dizide: Kadının araba kullanmasını destekleyecek kadar özgürleşmesine müsaade eden ama kadının hayatının en orta yerinde ona hep bağımlı kalmasını dileyen erkek modeli. Başka bir ifadeyle, erk’ekliğini, kadını koruma becerileri üzerinden inşa eden ataerkil toplumsal yapı.


Readers who read this post also read:

let’s stay connected!

keep exploring

view my services

check my blogging