
“İşte Benim Stilim” programı neden artık çalışmıyor?
“İşte Benim Stilim” ve benzeri televizyon yarışmaları, bir dönem Türkiye’de prime time kuşağını domine eden içeriklerdi. Ancak 2020’ler itibarıyla, değişen medya tüketim alışkanlıkları, dijitalleşen moda sektörü ve Gen-Z’nin beklentileri bu formatların artık eskisi gibi çalışmadığını gösteriyor.
Bu yazıya, Antropolog Prof. Dr. Tayfun Atay’ın “Görünüyorum O Halde Varım: Meşhuriyet Çağı’nda Kültür ve İnsan” (2017) kitabı eşlik ediyor. Kısa alıntılarla aktardığım Atay’ın kavramsallaştırmaları, moda yarışmalarının kültürel kodlarını çözümlemede bize güçlü bir arka plan sunuyor.
“Süreç içerisinde eğlence, insanların ve toplumların pratik yaşamını bir parçası olmaktan çıkarak, onlara dışsal bir endüstri haline geldi.”
— Tayfun Atay, 2017: 66
Televizyonun Altın Çağı Geçti mi?
Bir tanıdığımın tanıdığı Almanya’nın küçük bir köyünde yüksek lisansa başlayacaktı. Berlin’e uğradı. Geldiğinde akşam yemeği hazırdı ve arkada “İşte Benim Stilim” çalıyordu. Şaşırdı. O sıralar doktora araştırmasını yapan birinden “böyle bir şey” izlemesi beklenmiyordu belki. Ama o dönem, bu programlar, birer kültürel seyir malzemesiydi.
Örneğin, jüri değerlendirmesi “kuş uçtu beybi” ya da “bizimle değilsin” ifadelerini ikonikleştiren; giyinmenin vücut ölçüleriyle doğrudan ilişkisini tartışan; stilin saç ve makyajla bütün olduğunu anlatan; ve son olarak, aralarında Candan kardeşlerin de olduğu bir grup genç kadını hayatımıza katan yapımlardı.
Oysa artık bu formatlar, kitle kültürünü besleyemiyor; sıklıkla TikTok’ta alay konusu içerikler üretiyor. Gen-Z için bu yarışmalar “izlenilecek” değil, “kesilecek, montajlanacak” içerik malzemesi. Kavga—basitlik—skandal üçlemesinde modaya dair sohbetler giderek görünmezleşiyor; kurgulanmış—yönlendirilmiş—kişiselleştirilmiş tartışmalar, günümüz “hak-hukuk-adalet” söyleminde tepki çekiyor.
Bugün herkesin olduğu yerde ve anda canlı yayın yapabildiği yeni medya düzeninde, 10 haftadan uzun ve hafta içi her gün yayınlanan bir programın bant yayının en büyük düşmanıysa hız toplumu. İzleyici artık TikTok’ta kendi içeriklerini üretiyor, daha hızlı ve otantik bir deneyim yaşıyor. Televizyon ise bu hız karşısında yavaş ve bağlam dışı kalıyor.
Gördüğüyle, gördüğü platformda ve anda etkileşime girmeye alışkın Gen-Z, özel gala konseptleriyle gittikçe görsel şova dönüşen “İşte Benim Stilim” programı yerine, programa dair dijital içerik üreticilerinin stil yorumlarını daha keyifle izliyor. Dolayısıyla bugün mesele sadece “televizyon öldü mü?” değil; aynı zamanda “moda endüstrisi izleyicisini nereye kaybediyor?” sorusuna da cevap aramamız gerekiyor.
Kültür endüstrisinin güzellik, sağlık, kozmetik, spor, moda gibi “sektörel” alanlarına rağbeti kamçılamayı, kışkırtmayı, kitleselleştirmeyi hedefleyen [reality show yarışma] programları bunlar.
— Tayfun Atay, 2017: 104
Hız Toplumu Karşısında “İşte Benim Stilim”
Jüri Tarafsızlığı ve Polemikleri
Programın en çok eleştirilen yönlerinden biri, jüri ve sunucunun yarışmacı tartışmalarında taraf olması. Yarışmacıların birbirine dair yorumları, puanlamalar ve kavgalar “stil” temasının önüne geçiyor. Moda, sadece bir fon haline geliyor. Program, izleyiciyi bir gözlemciye indirgerken; backstage görüntüleri yalnızca kriz anlarını servis etmek için kullanılıyor.
@dizigozu Nur ve Ülküm arasında gerilim yaşandı, Ülküm’ün farklı bir jüriye adil bir puan yorumu Nur tarafından kabul görmedi ve sinirlendi Terbiye etmek tarzı yorumlar bana biraz üstten üstten geldi 🫤 Ülküm de fazla söz bölüyor tabi #iştebenimstilim #iştebenimstilim2025 #kesfetteyiz ♬ orijinal ses – dizigozu
@habibeguneyunal Ay hayatım az stresliymiş gibi birde bunları dert ettim kendime nanyak mıyım acaba 😂 #iştebenimstilim #ülküm #ülkümçarbuğa #öyküserter #nurbilenyavuzer #güzideduran #ivanasert #iştebenimstilimyarışmacısı #ayşegül #kardelen #nadia #su #ceyda #mariam #ecebegüm #yağmur #sema #ceren #kombin #stil #tarz ♬ orijinal ses – HABİŞ
Stile Yansıyan Sosyo-Ekonomik Farklar
Yarışmacılar arasındaki ekonomik farklılıklar, formatın ilerleyen bölümlerinde kavgaya dönüşüyor. “Ben sponsor buldum” ile “Ben terzide diktirdim” gibi karşılaştırmalar, izleyiciye emek kavramını sorgulatıyor. Ancak burada emek, artık mağaza mağaza dolaşmak değil; çevrimiçi platformlarda doğru parçayı seçmek, algoritmalarla oynamak ve kişisel marka inşa etmek de olabilir. Malum, Gen-Z izleyicisi için sokakta zaman harcamak nostaljik bir fantezi; gerçek hayat online alışveriş sepetlerinde dönüyor.
Puanlama Güvensizliği
Yarışmacıların düşük puan verdiği bir kombine jürinin yüksek puan vermesi, izleyiciyi kafa karışıklığına sürüklüyor. Raşit Bağzıbağlı’nın da altını çizdiği gibi: Yarışmacıların birbirini değerlendirmesi anlamsız çünkü yeterli donanımları yok. Bu ikilikler artık rating getirmiyor; Gen-Z izleyicisi nezdinde programın modaya dair yetkinliğini sorgulatıyor.
Reality’den Kurguya Kayış
Program “moda yarışması” olma iddiasındayken, haftalık “Cuma şıklığı” ve “Gala gecesi” konseptleriyle bir eğlence şovuna dönüşüyor. Bir yanda, yarışmacıları “en iyi gösteriyi” sunmak için stilleri dışında (dans, kostüm, sahneleme vb.) harcama yapmaya mecbur bırakıyor; diğer yanda izleyicinin gerçeklik algısını bozarak, yarışmacılarla stil üzerinden kurulan özdeşlik hissine zarar veriyor.
Gündelik Hayatı Yansıtmayan Konseptler
Konseptler, ağırlıklı olarak üst sınıfa hitap eden, erişilmesi zor ve pahalı etkinlikler etrafında şekillenirken, hayal gücüne dayalı kurgu konseptler de yaratılabiliyor. Örneğin, “Yarışma bitmiş ben ünlü olmuşum; dergi çekimine gidiyorum”, “Şeker fabrikası açılışına davetliyim.”, “Lüks restoranda akşam yemeği, marka etkinliği, film galası…” Gen-Z izleyicisinin sokak hayatıyla uyuşmayan bu tüketim alışkanlıkları, programla olan duygusal ve deneyimsel bağı zayıflatıyor.
Platform ekonomisinin en temel başarısı budur: Görünürlüğü marka linklerine, işbirliklerine, kitaplara, filmlere, DJ performanslarına, kısacası yaratıcı ekonomi ürünlerine dönüştürmek. Bu dönüşümün Türkiye’deki en güçlü örneklerinden biri ise hiç kuşkusuz Acun Ilıcalı. Tayfun Atay’ın ifadesiyle, “Acun, “Meşhuriyet Çağı”mızın idolü, medya tapınağımızın başrahibi ve bir şöhret vaftizcisi!… Çocuk, genç, yaşlı, 7’den 70’e bu çağın anaforuna kendini kaptırmış herkesin gerçekleşmiş rüyası o… Bu ülkede “Meşhuriyet Çağı,” meşruiyetini en çok ona borçlu!”
— Tayfun Atay, 2017: 26
@isteebenimstilimm #iştebenimstilim gala heyecanı yarın 12 30 da 😱 Özlediğimiz kavgalar dönüyor😍 #keşfet . . . #fyp #moda #sibelserbest #kombin #stilist #çanta #takı #kaos #ivanasert #gülşahsaraçoğlu #tv8 #gündüzkuşağı #kısmetseoluraşkıngücü #kavga ♬ orijinal ses – İşte Benim Stilim
Neoliberal Kültür Endüstrisinin Üretüketicileri
Adorno ve Horkheimer’ın 1940’larda ortaya attığı “kültür endüstrisi” kavramı, sanatı ve kültürü özgünlüğünden koparıp metalaştıran bir sistem eleştirisiydi. Günümüzde neoliberal kültür endüstrisi, bireylerin kendilerini metalaştırmasını sağlayarak, kültürel yapıyı dijital üretici ve tüketici (kullanıcı) arasında yeniden inşa ediyor.
Yeni medya, özellikle sosyal medya platformları, herkesin kendini markalaştırabildiği #selfmade fame culture’ı destekliyor. Ancak bu görünürdeki özgürlük, algoritmalarla biçimlenen, takipçi ve etkileşim gibi metriklerle ölçülen bir vitrin. Bireyler, içerik üretmek için tüketmeye mecburlar. Örneğin, bir restorana gideceklerse menüye değil, mekânın “Instagramable” olup olmadığına bakarlar.
Gen-Z’nin Dijital Deneyimi ile Online Alışverişin İzdivacı
“İşte Benim Stilim”, en büyük potansiyel izleyici kitlesi olan Gen-Z’ye ulaşamıyor. Oysa bu kuşağın moda ile kurduğu ilişki, hızlı tüketim kültürüyle iç içe geçmiş durumda: Gerçek alışveriş deneyimi artık tarayıcı sekmelerinde, trend videoların açıklama kutularında ve influencer linklerinde yaşanıyor.
Programın en çok yenildiği alan, bu hız çağına ayak uyduramaması. Yarışmacılar bir bölümde kriz yaşarken, izleyiciler Instagram’da hâlâ o anla ilgili yorum yapıyor; fakat aradan geçen haftalar sebebiyle bu yorumlar ya geç kalıyor ya da yapay şekilde uzayan tartışmalara dönüşüyor. Bu zaman farkı, programla izleyici arasında eşzamanlılık bağını ortadan kaldırıyor.
Bir zamanlar televizyon, kimin ünlü olacağına karar veren tek mecraydı. Ancak bugün bu karar, TikTok algoritmaları, Reels etkileşimleri ve Instagram takipçi sayıları üzerinden veriliyor. Programın bunu görmezden gelmesi, hem Gen-Z’yi hem de e-ticaret potansiyelini kaybetmesine neden oluyor.
Artık düşünmekten çok seyretmek; bilmekten çok görünmek; meslek sahibi olmaktan çok şöhret sahibi olmak…
— Tayfun Atay, 2017: 20
Sonuç: Neoliberal Kültür Endüstrisi Döneminin İhtiyacı Yeni Nesil Reality Show Programı
Sadece “İşte Benim Stilim” değil; modayla ilgili içerik üreten kişi, kurum ve (geleneksel/dijital) kanallara yönelik en yaygın eleştiri şüphesiz ki fast fashion. Oysa Gen-Z davranış alışkanlıklarına sahip olanların görünürlüğü, tamamen bir şeyleri hızla tüketmek ve o tüketimden en hızlı şekilde içerik üretmek üzerine kurulu.
İklim krizi aktivistleri bir yandan hükümetlere sorumluluk çağrısı yaparken, diğer yandan bireyleri daha az tüketmeye ve daha bilinçli tercihler yapmaya davet ediyor. Ancak bu etik çağrı, sosyal medyada kullanıcıları düzenli olarak tüketime teşvik eden #StyleCheck, #OutfitOfTheDay, #GetReadyWithMe gibi akımlarla doğrudan çelişiyor.
Yalnızca kıyafet değil; ev dekorasyonu, teknoloji, yemek tercihleri, tatil lokasyonları gibi gündelik hayata dair her konuda trendler hızla değişiyor. Her hafta yeni ürünler, mekânlar ya da deneyimler piyasaya sürülüyor. Böyle bir ortamda, takipçi sayısı kadar meşhur olunan günümüzde, görünürlüğünü sürekli korumak isteyen bireyler; fast fashion karşıtı söylemlerin gölgesinde üretüketim baskısıyla yüzleşiyor.
Nihayetinde, ekonomik kriz derinleştikçe, sürdürülebilir markalara erişim zorlaşıyor ve #fastfashion, sunduğu uygun fiyatlarla yeniden “erişilebilir moda” olarak konumlanıyor. Böylece, asıl soru(n), bu ürünlere dair bilinçlendirme ihtiyacında yatıyor: Mekâna göre giyinme, mevsime uygun ürün tercihi, renk ve kumaş uyumu gibi konularda, tüketiciyi yönlendirecek söylemlerin ekranlara taşınması artık zorunlu hale geliyor.
Bitirirken: Yeni Nesil Reality Show Formatı Mümkün
Ben bu yazıda yalnızca problemleri işaret etmedim. Bu sorunları aşmak için formüle edilmiş yeni bir reality show formatı da geliştirmeden duramadım: Moodboard. Program bileşenleri, yayın ortakları, içerik fikirleri ve katılımcılarıyla birlikte yarışma programı “bible”ı ilgilisiyle paylaşılmaya hazır.
Tanıtım videosunu da hazırladığım bu yeni programda temel meselem yalnızca bir yarışma programına izleyici kazandırmak değil; moda ile tüketici arasındaki bağı sosyolojik perspektiften, gerçekçi bir yaklaşımla yeniden inşa etmek.
İlgilenenler DM kutuma → tık tık!
Format dosyası ve tanıtım videosu, ilgilenen yapımcılara, akademisyenlere ya da medya araştırmacılarına sunulabilir. Yeni nesil moda reality show’u için bağlantı kuralım.




