#ReadMoreBooksThanBlogs

@museumbuzzyy — and Just *not Another Blog* LIKE that

Nesnelerin Hafızası – Part 2

Koleksiyondan Romana, Mekândan Ekrana Masumiyet Müzesi

Kemal ve Füsun arasındaki aşk hikâyesine kenti değil, karakterleri öne çıkararak odaklanan bir anlatı Masumiyet Müzesi’ni tam kapsamlı anlatabilir mi? Ya da Doğu-Batı, modern-geleneksel ve Nişantaşı-Çukurcuma arasındaki çatışma Masumiyet Müzesi Netflix dizi uyarlamasının neresinde?

İstanbul’dan Küresel Neoliberal Kültür Endüstrisine

Masumiyet Müzesi’nin ekrana uyarlanması çok uzun zamandır konuşuluyordu. Ancak Orhan Pamuk’un bu konuya hep çekinceyle yaklaştığı söylenirdi. Çünkü yapım ekibine müdahale etmeden duramıyormuş. Rivayete göre, Orhan Pamuk, senaryosunu yazdığı ve Ömer Kavur’un yönettiği Gizli Yüz (1991) setinden “çok karıştığı için” kovulmuş. Peki, nasıl oldu da Ay Yapım Orhan Pamuk’u ikna edebildi? Başka bir ifadeyle, yazar, küratör ve sanatçı Orhan Pamuk’un yapım sürecinde senaryo ve diğer ilgili kararlarda hangi şartlar altında yer almasına mutabık kalınmıştı? Taraflar, ortak üretimi, senaryoyu birlikte çalışmaları üzerinden tanımlıyor. Ancak buradaki müdahale alanlarındaki son kararın sahibi muallak.

Senarist—yönetmen ve Orhan Pamuk arasındaki ilişkinin belirsizliği, diziye dair yapılan birçok eleştirinin muhatabını da havada bırakıyor. Örneğin, Masumiyet Müzesi hikâyesini dönemin modern zengin erkek karakterine ışık tutarak anlatmak bir tercih, ama kimin tercihi? Ay Yapım’ın sahibi Kerem Çatay’ın aktardığına göre Pamuk’un Netflix projesindeki konumu sadece “onay makamı” değil, senaryo çalışmasına da katkıda bulunmuş. Fakat geri bildirim vermek dışında rolü ne, onu tam olarak bilmiyoruz. Bu bağlamda, Masumiyet Müzesi Netflix dizi uyarlamasının bu çok katmanlı yapıyı ne ölçüde kapsadığını ve dönemin hangi toplumsal temalarını nasıl dışarıda bıraktığını tartışan yazı serisinin bu ikinci bölümü, seçim tercihlerini sürece dair yapılan röportajlar üzerinden tartışır.

Hikâyeyi Layıkıyla Uyarlama Arzusu

Orhan Pamuk’un New York Times’a yaptığı açıklamadan öğrendik ki, Masumiyet Müzesi’nin ekran uyarlamasını önce Hollywoodlu yapımcılar yapacakmış. Ancak, senaryo üzerindeki anlaşmazlıklar işi mahkemelik olmaya kadar taşımış. Pamuk’un Ay Yapım ile masaya oturduğunda, bu yüzden, tek bir şartı varmış: Senaryoda mutabık kalınmadan sözleşme imzalanmayacak.

[Orhan Pamuk, Hollywood’daki] sözleşmeyi feshetmesinin iki buçuk yılını ve yüksek miktarda avukatlık ücretini aldığını söyledi. Haklarını geri aldıktan sonra dizi için bir Türk şirketi olan Ay Yapım ile görüşmelere başladı. Bu kez süreci, romanının başkahramanını andıran bir titizlikle kontrol etti. Yapımcının hikâyeye gereğinden fazla müdahale etmemesini sağlamak için peşin ödeme istemediğini ve senaryo tamamlanmadan sözleşme imzalamadığını söyledi. Künyede yalnızca kitabının değil, bazı sahnelerin çekildiği müzesinin de anılmasını sağladı. Dizi ne kadar başarılı olursa olsun, ikinci sezon olmayacağını, böylece hikâyenin sonunun korunacağını kararlaştırdı. Senarist ve yapım şirketinin başındaki Kerem Çatay ile defalarca görüştü, her bölümün taslaklarını inceledi ve değişiklikler önerdi. Metin tamamlandıktan sonra, dokuz bölümün tamamının her sayfasını Çatay ile birlikte onaylayıp imzaladı. Pamuk, vizyonunu güvence altına almak için imzalanmış senaryoyu sözleşmeye ekledi.

— Orhan Pamuk anlattı: Masumiyet Müzesi ekrana nasıl uyarlandı?

Dizi senaryosu kitabın kronolojik sırasını izliyor, ancak asıl mesele “seçimler”de yatıyor. Başka bir ifadeyle, kitabı oluşturan 83 bölümün/vitrinin dizinin 9 bölümüne nasıl dağıtılacağına dair yapılan elemelerde inisiyatifin ne kadarı senaristin, yapımın ya da yazarındı? Örneğin, romandan mekâna uyarlamada, yani müzede, kentin gündelik hayatının görsel anlatısı ön planda yer alırken, dizide, iki ana karakterin hem birbirleriyle hem de hayatla kurdukları bağları irdeleyen diyaloglara daha ağırlıklı olarak yer verilmiş. Üstelik, kent o kadar arka planda kalmış ki platoda yapılan çekimlerde dönemin İstanbul havasının mekâna doğrudan yansıtılmasına bile dikkat edilmemiş. Misal, Masumiyet Müzesi’nde o dönem arabayla deniz kenarına çay içmeye gidilmesinden bahsedilse de, dizide boğaz manzarası yalnızca Orhan Pamuk sahnelerine değer görülmüş.

Ekran İçin Seçilen İkili Çatışma Modelleri

Bilindiği üzere, Masumiyet Müzesi, Nişantaşı’nda zengin bir ailenin oğlu olan Kemal ile Çukurcuma’da yaşayan yoksul akrabası Füsun arasındaki aşk hikâyesine dayanıyor. İstanbul’un 1970’lerden itibaren yaşadığı “modernleşme sürecini” anlatırken bu semtlerin seçilmesi şüphesiz tesadüf değil. Nişantaşı’nın modern yüzü ile Çukurcuma’nın geleneksel dokusu arasındaki bu gerilim, Pamuk’un eserlerinde sıklıkla yer verdiği “Doğu-Batı çatışmasını” içeriyor. 

Örneğin, bu ikilik, en net hâliyle dizide Kemal’in Füsun ve Feridun’la birlikte gittiği açık hava sinemalarında aktarılmış: Tüm izleyicilerin hep bir ağızdan arabesk söylediği sahnede Kemal’in etrafa attığı bakışlar, kendi muhitinin içkili-danslı eğlence kültüründen başka ihtimallerin de olduğuna dair keşif anıdır aslında. Duvarlarında siyasi sloganlar yazılı sokaklarda yaptığı akşam gezmelerinde ve Vecihe Hanım’ın Füsunları evlerinde ziyarete giderken arabanın içinde mahalleye dair yaptığı yorumlarda da görürüz bu benzer “ötekini keşif” anlarını.

Bu ikiliğin sınıfsallığını anlatan bir diğer unsur da Füsun’un artist olma arzusunda gizlidir. Bu arzu sadece kamera önü oyunculuğa değil, hatta belki daha çok sınıf atlama hevesiyle ilgilidir. Böylelikle, romanda ve müzede Yeşilçam’ın hem kafe-bar-restoran gibi dönemin simge mekânları üzerinden hem de kültürel olarak detaylı anlatımını sağlayan bir çatışmayı sunar bize.  O dönemin en yaygın film senaryolarından olan ve Doğu-Batı arasındaki zihniyet farkının sınıfsallığına işaret eden zengin kız-fakir oğlan ya da tam tersi Yeşilçam hikâyelerini hatırlatır. Ancak, bu hikâyelerin bazılarını unutulmaz kılan o fakir ama gururlu kızların bir gün başarılı bir şarkıcı, oyuncu ya da fabrika patronu olup “dön de bir kaybettiğin kadına bak!” dedikleri sandalye dönüşleri dizide hissedilmiyor.

Ancak bu toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin altını çizme hedefi, kadın ve erkek karakterler için eşit temsiliyetini sağlamamış. Feminist perspektiften bakıldığında, en yalın hâliyle, Masumiyet Müzesi’nin Netflix dizisi uyarlamasındaki kadın hikâyesinde, genç bir kızın uzak akrabası olan bir erkek tarafından duygusal ve cinsel açıdan nasıl yıllarca sömürüldüğünü izliyoruz. Üstelik, kadının hiçbir hayalini gerçekleştiremeden ölmesini bile aşkla karşılayan bir erkeklik perspektifinden. Yani, çatışma iki taraflı değil; tek taraflı anlatılmış. Kemal canavarlaştırılırken, Füsun kurbanlaştırılmış ama özne olarak varoluşunu göstermesine yeterince imkân verilmemiş. Füsun’un Kemal’e tamamen teslim olmamak için neden direndiğini hikâyenin sonlarında biraz öğreniyoruz ama Kemal’den neden kopamadığının arkasında yatan toplumsal ve yapısal etmenler salt evlilik öncesi/dışı cinsellik ve/veya maddi beklentiyle açıklanabilir mi? Hele de ehliyet sınavını Kemal’in ayarlayacağı torpil olmadan geçmek için üç kere sınava girmeyi göze alacak kadar hırslıyken Füsun? Bu bağlamda, Masumiyet Müzesi’nin Netflix dizi uyarlamasındaki tema seçimi ve anlattığı hikâyenin kapsayıcılığı, bu yazının üçüncü ve son bölümünde romandan/müzeden ve diziden örneklerle değerlendirilecektir.


Readers who read this post also read:

let’s stay connected!

keep exploring

view my services

check my blogging