#ReadMoreBooksThanBlogs

@museumbuzzyy — and Just *not Another Blog* LIKE that

“SULTANBEYLİ’DE İSTANBULLU OLMAK”

Kent Okumaları Atölye Çalışmaları

@museumbuzzy X Mülteciler Derneği 

#VakaAnalizi

Mülteciler Derneği ev sahipliğinde, Sultanbeyli’de ikamet eden Türkiye vatandaşı ve mülteci gençlerin katılımıyla 4 hafta süren dinamik bir Kent Okumaları Atölye Çalışması gerçekleştirdim.

Yöntemin belirlenmesinden literatür seçimine, özgün çalışma kâğıtlarının hazırlanmasından oyun kartlarının geliştirilmesine ve analitik atölye değerlendirmesine uzanan bu yazı, topluluk yönetiminde hedef kitleye özel, veri odaklı bir kamu programı geliştirme sürecinin arka planını ele alıyor.

#servicebuzzy

Mülteciler Derneği’yle Tanışma ve Konsept Tasarımı

Her şey berikinin “Benden bir kent okumaları atölye çalışması yapmamı istiyorlar ama bunu sen daha iyi yaparsın” demesiyle başladı. Ortak bir okuma listesi hazırlayarak Mülteciler Derneği ile ilk görüşmemizi gerçekleştirdik. Masada iki farklı yaklaşım vardı: Birimiz İstanbul’a ve kentsel yaşama dair teorik sosyolojik okumalar önerirken, diğerimiz roman ve hikâye kitaplarını listelemişti. Kurumsal vizyon ve projenin diğer modülleri hakkında bilgi aldıktan sonra yanımızda getirdiğimiz okuma listelerini açtık.

Teorik okumalara karşın benim fikrim netti: Atölye çalışması, Sultanbeyli’de yaşayan farklı toplumsal, kültürel ve ekonomik geçmişlere sahip Türkiye vatandaşı ve Suriyeli mülteci gençleri bir araya getirecekti. Bu denli heterojen bir grupta yalnızca ağır teorik metinlere odaklanmak kapsayıcılık açısından bariyerler yaratabilirdi. Buna karşılık, edebî eserlerin sunduğu anlatı evreni bize geniş bir tartışma zemini sunabilir; teorik kavramlar da katılımcıların kendi gündelik deneyimleri üzerinden paralel bir düzlemde ele alınabilirdi. Metodolojik olarak bu hibrit yöntemi uygulamaya karar verdik.

“Sultanbeyli’de İstanbullu Olmak” başlıklı bu atölye çalışması, ilçede ikamet eden Türkiye vatandaşı ve Suriyeli mülteci gençlerin katılımıyla, “Sultanbeyli’yi Gençlerle Yeniden Keşfetmek Projesi” kapsamında Mülteciler Derneği ev sahipliğinde yürütülmüştür. 25 Nisan-23 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen ve toplamda dört ana buluşmandan oluşan bu kitap okuma atölyesi, birbirini takip eden ve kentsel adalet ile ortak yaşam pratiklerini farklı yöntemlerle irdeleyen proje modüllerinin ilk halkasını oluşturmaktadır. 

Bu süreçte, daha önce doktora araştırmamda, Frankfurt Tarih Müzesi bünyesinde yürüttüğüm katılımcı küratörlük odaklı Memory Box (Hafıza Kutusu) projesinde, DaMigra e.V. (Berlin) çalışmalarımda ve IPC-Mercator Bursu araştırmalarımda edindiğim marjinalize topluluklar ve karma gruplarla çalışma deneyimimi sahaya yansıttım. Projenin hedefleriyle hedef kitlenin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak özgün bir atölye konsepti geliştirdim; kavramsal çerçeveyi tartışmaya açacak (tarihsel izleri kronolojik olarak takip eden) bir kitap seçkisi hazırladım ve tartışmaları kolaylaştırmak ve süreci belgelemek için yaratıcı çalışma kâğıtları ve oyun kartları tasarladım.

Kavramsal Çerçeveyi Nasıl İnşa Ettim?

Coğrafi ve sosyoekonomik koşulları gereği kentin çeperinde yer alan Sultanbeyli gençlerinin İstanbul’la kurdukları ilişkiyi edebiyat aracılığıyla tartışmaya açarken, katılımcılık, kapsayıcılık ve kentsel adalet ilkelerini merkeze aldım. Atölyenin temel hedeflerini şu şekilde formüle ettim:

  • Katılımcıların İstanbul ve Sultanbeyli ile kurdukları aidiyet ilişkisini edebî metinlerin izini sürerek keşfetmek,
  • Türkiye vatandaşı ve Suriyeli mülteci gençler arasında güvenli bir deneyim paylaşımı zemini inşa etmek,
  • Modern-geleneksel, Doğu-Batı, merkez-çeper ve gitmek-kalmak gibi teorik ikiliklere dair birinci elden kentsel deneyim verisi toplamak,
  • “Sultanbeyli’de İstanbullu olmak” tanımını katılımcıların özgün anlatılarıyla yeniden üretmek,
  • Yaratıcı oyun kartları aracılığıyla projenin sonraki modülleri olan kent yürüyüşü, kolektif haritalama ve kapanış sergisi için somut bir kentsel belgeleme arşivi sunmak.

Çalışmanın yöntemsel omurgasını edebiyatın sunduğu geniş sosyolojik perspektif oluşturdu. Katılımcılar, seçilen metinlerdeki kurgusal karakterler ve gerçek mekânlar üzerinden kendi gündelik hayat pratikleriyle bağ kurdular. Böylece gençler İstanbul genelindeki ve Sultanbeyli özelindeki çok katmanlı, çok kültürlü kentsel deneyimlerini kolektif bir tartışmaya açma fırsatı yakaladılar.

Kesişimsel Feminist Pedagojiyi Nasıl Uyguladım?

Mekânsal aidiyetin, sosyal uyumun ve kent hakkının genç kuşaklar nezdinde nasıl yeniden üretildiğini anlamak, kesişimsel bir yaklaşımı zorunlu kılıyordu. Katılımcıların yaş aralığı, heterojen eğitim geçmişleri ve göçmen kimlikleri dikkate alınarak, her arka plandan gencin ortak bir zeminde buluşabileceği kapsayıcı bir okuma listesi hazırladım. Seçkiyi oluştururken, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına, kentin iç göçle genişlediği dönemeçlerden günümüze uzanan kronolojik bir hat izledim:

KİTAP SEÇKİSİ

1. Hafta

Halide Edib Adıvar, İstanbul’da Bir Yabancı, Can Yayınları

Eser, ulusötesi hareketlilik ve kentsel yabancılık temaları üzerinden, katılımcı gençlerin İstanbul ve Sultanbeyli ile kurdukları ilk teması ve aidiyet sancılarını tarihsel bir perspektifle ele almak amacıyla seçilmiştir. Karakterlerin yaşadığı yabancılaşma hissi, atölyede katılımcıların göç, memleket ve mevcut gündelik yaşam pratikleri üzerinden kentsel hafızadaki karşılıklarını keşfetmeye yönelik stratejik bir zemin hazırlamıştır.

2. Hafta

Peyami Safa, Fatih Harbiye, Ötüken Yayınları

Romanın kurguladığı Fatih-Şişli aksı, katılımcıların zihnindeki “merkez” ve “çeper” sınırlarını görünür kılmak ve günümüz İstanbul’unda Sultanbeyli’nin sosyo-mekânsal yerini tartışmak için işlevsel bir araç sunmuştur. Kültürel ikilikler üzerinden yürütülen tartışmalar, gençlerin metropolün sunduğu modern imkânlar ile geleneksel/yerel değerler arasında kurdukları dengeyi analiz etmeyi kolaylaştırmıştır.

3. Hafta

Füruzan, Yaz Geldi – Seçme Öyküler, YKY

Toplumun kıyısında kalmış göçmenlerin ve ötekilerin dünyasına odaklanan bu seçki, Sultanbeyli’deki gündelik hayatın, kamusal alan karşılaşmalarının ve sokak pratiklerinin mikro detaylarını incelemek amacıyla programa dahil edilmiştir. Bu bağlamda eser, büyük kentsel anlatıların gölgesinde kalan “sıradan” deneyimleri görünür kılarak katılımcıların mahalle yaşamıyla kurdukları görünmez aidiyet bağlarının deşifre edilmesini sağlamıştır.

4. Hafta

Seray Şahiner, Kul, Doğan Kitap

Metropolün eşiğinde var olma mücadelesi veren bir kadın karakteri merkeze alan bu çağdaş Türkçe roman, Sultanbeyli’deki toplumsal tabakalaşmayı ve gençlerin gelecek tahayyüllerini masaya yatırmak için seçilmiştir. Samatya’da yaşayan “Mercan” ile aynı mahallede temizlik işçisi olarak var olduğu “Mercan Hanııım” kimliği arasındaki iç konuşmalardan yola çıkarak “Ast/Üst” ikilemi etrafında şekillenen tartışmalar, atölyenin nihai hedefi olan “Sultanbeyli’de İstanbullu olmak” kavramının katılımcılar tarafından bizzat tanımlanmasını ve adil kent hakkı taleplerinin kartpostallara dökülmesini sağlamıştır.

Uyguladığım kesişimsel feminist pedagojinin temel hedefi, hiyerarşisiz ve eşitlikçi bir söz hakkı dağılımı sağlamaktı. Belli bir sırayı dayatmadan, sessiz kalmayı tercih eden katılımcıları da güvenli bir alanda (safe space) tartışmaya dahil edecek dinamik bir kolaylaştırıcılık rolü üstlendim.

Bu yöntemin somut bir çıktısı atölyenin son oturumunda, Seray Şahiner’in Kul romanı odağında gerçekleşti. Toplumsal tabakalaşma tartışması, ilçedeki meşhur “Suriyeliler Sokağı” (Ziya-Ül Hak Caddesi) mekânsallığına taşındı.

Mülteci esnafın dükkanlarıyla canlanan ve lüks tatlıcıları barındıran bu caddenin ekonomik bir hareketlilik yaratmasına rağmen, hem Türk hem Suriyeli aileler tarafından farklı kaygılarla (Türk aileler için hijyen, Suriyeli aileler için toplumsal baskı/şiddet endişesiyle) mesafeli yaklaşılan bir yer olduğu konuşuldu.

Tam bu noktada, bir katılımcının açık yüreklilikle sorduğu “Hijyenlerine güvenmediğim için ben ırkçı mıyım şimdi?” sorusu, oturumu kolektif bir düşünme alanına dönüştürdü. Diğer katılımcılar tarafından, tüm ilçenin alışveriş yaptığı “lüks bir Suriyeli tatlıcının” varlığının hatırlatılmasıyla ‘hijyen kaygısının’ aslında tüm bir topluluğa genellenemeyeceği vurgulandı. Böylelikle, ırkçılık kavramının tekil pratiklerden ziyade sistemsel ve yapısal bir ayrımcılık olduğuna dair ortak bir kanaate varıldı. Bu tartışmanın bu denli açıklıkla yapılabilmesi, atölyenin katılımcılar için ne denli güvenli, şeffaf ve dönüştürücü bir alan sunduğunu açıkça gösterdi.

Tartışmaları Yönlendirmek ve Süreci Belgelemek için Geliştirdiğim Araçlar

Haftalık teorik tartışmaları, kendi tasarladığım görsel çalışma kâğıtları ve oyun kartlarıyla destekledim. Temel amacım, katılımcıların kentsel hafızasını birlikte belgelemek ve projenin bir sonraki aşamasına doğrudan veri aktarmaktı.

Hazırladığım kavramsal çalışma kâğıtları, katılımcıların sözlü anlatıyı takip etmelerini kolaylaştırırken teorik düzeyi de eşitledi. Bu materyallerin atölye esnasında yoğun şekilde takip edilmesine rağmen üzerine fiziksel notlar/çizimler bırakılmaması, hedef kitlemizin (genç kuşağın) dijital ve teknolojik materyalleri kullanmaya olan yapısal yatkınlığıyla açıklanabilir.

Süreç boyunca aktif olarak kullandığımız özgün oyun kartları ise şu kurgulara sahipti:

İsim-Şehir Sultanbeyli:

Karakter kartları ve sunulan ipuçları rehberliğinde, katılımcıların hafızasındaki Sultanbeyli gündelik hayatı somutlaştı.

İstanbul’da Hayali Bir Günüm:

Merkezinde İstanbul ilçe haritasının yer aldığı kartlarla, gençlerin zihinsel sınırlarını ve kentsel arzularını haritalandırdı.

Sultanbeyli’de Bir Yaz Günü:

Katılımcıların kentsel pratiklerini bir anketin titizliği ve bir oyunun akışkanlığıyla kayda geçirdi. 2025 yazından zihinde asılı kalan tek bir “fotoğraf karesini” odağına alarak sıradan anları toplumsal hafıza kaydına dönüştürdü. Gençler kendi rotalarını, sosyal etkileşimlerini ve çevre gözlemlerini sistematik olarak not ettiler.

Sultanbeyli’den Kartpostal:

Dört hafta boyunca biriken kentsel adalet, adil kent hakkı ve aidiyet deneyimlerini derinleştirmek adına kurgusal bir senaryo işletildi: “Uluslararası bir değişim programıyla Sultanbeyli’ye geldiniz ve bu gruba dahil oldunuz. Deneyimlerinizi aktaran bir kartpostal gönderecek olsanız, ne yazardınız?” Böylece, Sultanbeyli’yi bir yabancının gözünden tahayyül ettiler.

Bu yaratıcı araçlar yalnızca anlık bir tartışma üretmekle kalmadı, projenin sergi ve haritalama gibi sonraki adımları için somut birer kentsel arşiv materyaline dönüştü.

Gelecek Çalışmalar İçin Öneriler: Neler Farklı Yapılabilirdi?

Bu çalışma, gençleri edilgen kent sakinleri olmaktan çıkarıp kentsel taleplerini bizzat üreten etkin özneler haline getirdi. Hazırladığım kapsamlı proje raporunda, modelin sürdürülebilirliği için sunduğum önerilerden bazıları:

01

Müfredat ve Okuma Odağının Optimize Edilmesi:

Her hafta farklı bir kitap yerine, sosyolojik katmanları zengin tek bir eserin 4 haftaya yayılarak parça parça okunması, gençlerin okuma yükünü hafifleterek oyun kartlarına ve kavramsal derinliğe daha fazla odaklanmalarını sağlayabilir.

02

Etkileşimli E-Katalog:

Projenin kapanış sergisi aşamasında, statik rapor formatlarının ötesine geçilerek katılımcı değerlendirmelerini, görsel materyalleri ve analitik bilgi notlarını içeren dijital bir e-katalog oluşturulabilir. Bu, sivil toplum kuruluşları ve fon sağlayıcılar için sürdürülebilir bir referans olacaktır.

03

Hedef Kitle Çeşitliliği ve Yaygınlaştırma:

Katılımcı ve hakkaniyet esaslı bu model, ilçedeki diğer STK’lar ve okul topluluklarıyla paydaşlık kurularak “Türkiye vatandaşı ve Suriyeli anneler” ya da “spor kulüplerindeki gençler” gibi farklı katmanlara yaygınlaştırılabilir. Böylece tabandan tavana doğru doğrudan kentsel beklenti verisi toplanabilir.

04

Bağımsız Proje İnternet Sitesi:

Fiziki sergi ve basılı materyallerin bütçe/hacim kısıtlarını aşmak adına projeye ait bağımsız bir web sitesi kurulabilir. Bu platform, mikro-anlatıların, arşivlerin ve dokümanların sınırsız biçimde sergilenmesine olanak tanırken, yeni fon arayışlarında kurumsal bir portfolyo işlevi görecek ve projenin etrafında kalıcı bir topluluk inşa edecektir.

Çalışmaya Kattığım Özgün Değer Ne Oldu?

“Kent Okumaları Atölye Çalışması”na kattığım temel özgün değer, edebiyat ile akademik/sosyolojik tartışmayı interdisipliner bir düzlemde buluşturmak oldu. Kavramsal çerçeveyi kronolojik bir hatla kitap seçkisine yedirmem, katılımcıların teorik bütüne hâkim olarak kendi deneyimlerini analiz etmelerini sağladı. Bu metodoloji, geleneksel okuma gruplarında nadiren rastlanan bir derinlik yarattı.

İkinci olarak, her oturuma özel geliştirdiğim çalışma kâğıtları ve oyun kartları, hem katılımın sürekliliğini artırdı hem de tartışma çıktılarının nitel bir veri olarak belgelenmesini sağladı.

Son olarak sivil toplumda sıklıkla karşılaştığımız, yalnızca sayısal verilerden ve kısa betimlemelerden oluşan standart çıktıların aksine, kavramsal tasarımdan kitap seçimine, tartışma analizlerinden oyun kartı çıktılarına uzanan 20 sayfalık analitik bir sosyolojik proje raporu kaleme aldım ve hem projenin hem de kentsel okuma atölyelerinin geliştirilebilmesi için somut öneriler sundum.

Bir sorunuz mu var?

Eğer siz de kurumunuz, markanız veya topluluğunuz için interdisipliner, veri odaklı bir kamu programı veya yaratıcı atölye çalışması tasarlamamı isterseniz, museumbuzzy@gmail.com üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

Yaratıcı endüstrilerdeki diğer çalışmalarımı yakından takip etmen için bağlantıda kalalım!

hakkımda
dükkân
#servicebuzzy

Readers who read this post also read:

let’s stay connected!