#ReadMoreBooksThanBlogs

@museumbuzzyy — and Just *not Another Blog* LIKE that

Nesnelerin Hafızası – Part 1 | Masumiyet Müzesi

Koleksiyondan Romana, Mekândan Ekrana Masumiyet Müzesi

Kemal ve Füsun arasındaki aşk hikâyesine kenti değil, karakterleri öne çıkararak odaklanan bir anlatı Masumiyet Müzesi’ni tam kapsamlı anlatabilir mi? Ya da Doğu-Batı, modern-geleneksel ve Nişantaşı-Çukurcuma arasındaki çatışma Masumiyet Müzesi Netflix dizi uyarlamasının neresinde?

Giriş: Hem Roman Hem Müze

Orhan Pamuk’un 2008 yılında yayımlanan ve 2012’de kapılarını ziyarete açan Masumiyet Müzesi, Şubat 2026’da gösterime giren Netflix dizi uyarlamasıyla sosyal medya gündemini yoğun bir şekilde meşgul etti. Karakterlerin psikanalitik değerlendirmelerinden romanın edebî değerine, mizahi göndermelerden sinematik eleştirilere uzanan geniş bir perspektifte konuşuldu dizi, kitap ve müze. Özellikle, müzenin önünde oluşan uzun kuyruklar dikkat çekti. Ancak, Masumiyet Müzesi’nin koleksiyonculuktan romana, mekândan ana akım dijital ekrana nasıl taşındığı yeterince tartışılmadı. Her bir üretim ilgili meslek erbapları ve dijital içerik üreticileri tarafından ele alınsa da, bu görüşler ağırlıklı olarak söz konusu üretime dair tekil perspektif içeriyor: edebiyatçılar romanı, müzeciler mekânı ve sinemacılar da diziyi yorumluyor.

Oysa Masumiyet Müzesi’ni tam kapsamlı anlamak ve anlatmak için bütün bu farklı üretim biçimlerinin birarada yarattığı anlatıya bakmak gerekir. Çünkü yazar, küratör ve sanatçı Orhan Pamuk yaratıcısı olduğu her bir işte—katalogda, belgeselde ve belgesel senaryosunda—Masumiyet Müzesi’nin hikâyesine dair başka bir sır paylaşıyor. Farklı kanallardan aktarılan bu bilgilere bütüncül yaklaşıldığında, Masumiyet Müzesi’nin salt bir aşk hikâyesi anlatmadığı, nesnelerin hafızası üzerinden bir toplumsal bellek inşa ettiği görülür. Bu bağlamda, bu yazı serisi Masumiyet Müzesi Netflix uyarlamasının bu çok katmanlı yapıyı ne ölçüde kapsadığını ve dönemin hangi toplumsal temalarını nasıl dışarıda bıraktığını tartışmayı amaçlamaktadır. Üç bölümden oluşan yazı serisinin bu ilk bölümü, Masumiyet Müzesi’nin koleksiyondan romana ve mekândan ekrana taşınmasına dair bir arka plan sunar.

Bir Kentin Arkeolojisi

Masumiyet Müzesi, ne sadece bir roman ne de sadece bir müze mekânı. Orhan Pamuk’un da hep vurguladığı gibi “ikisi iç içe geçmiş bir yapıda.” Çünkü ikisi bir arada geliştirilmiş. Yaygın kanının aksine, Pamuk eşyaları roman üzerinde çalışırken toplamıyor. Bir aşk romanı yazma fikriyle birlikte, koleksiyonu yıllar içinde oluşturuyor. Dolayısıyla, aslında roman, ilk olarak, nesnelerin yazardaki hafızası üzerine kuruludur. Ancak bu kişisel değil; toplumsal bir hafızadır.

In a way, I was both making a museum, first collecting the objects that my imaginary characters would use in a novel, in a fictive story, and also, along with these objects, slowly and slowly planning, building, and arranging a museum that would be a real thing.

— Orhan Pamuk, CAMOC Annual Conference, 2009, Istanbul  

En yalın hâliyle, Masumiyet Müzesi’nde, İstanbul’un 1975-2008 yılları arasındaki gündelik hayatı bir aşk hikâyesinin içine gizleyerek anlatıyor bize yazar. Başka bir ifadeyle, İstanbul’un elli yıllık gündelik hayatının arkeolojik bir dökümünü sunuyor. O yüzden, bana sorarsanız, Masumiyet Müzesi hem romanda hem de müze mekânında gündelik hayatın farklı katmanlarını nesneler üzerinden ve kentsel hafızanın izini sürerek bir araya getiren bir kurmaca kent müzesi sunuyor. (Artan, 2013)

Hayali bir aşk hikâyesinin arka planında kentin belli bir dönemine ait eğlence kültürü, yeme-içme alışkanlıkları, boş zaman etkinlikleri, moda, medya, kent sokakları, hayvanları, aile yapısı, cinsellik ve toplumsal cinsiyet gibi farklı temalar gerçek nesneler ya da gerçeğine uygun yeniden üretilen videolar, sesler ve ürünler üzerinden anlatılıyor. Üstelik bu anlatı, daha sonra yayımlanan katalog, belgesel ve belgesel senaryosu ile her seferinde daha da detaylandırılıyor. Böylelikle, Masumiyet Müzesi artık tam anlamıyla salt bir roman ya da müze mekânı olmaktan çıkıp farklı üretimlerin biraradalığında bütüncül bir anlam kazanabilen bir çağdaş sanat eseri haline dönüşüyor.

Roman — Katalog — Belgesel — Belgesel Senaryosunda Çok Katmanlı Anlatı

Orhan Pamuk, aktardığına göre, Masumiyet Müzesi romanını aslında bir müze kataloğu gibi kurgulayarak yazmış. Ancak yakın kaynaklarından duyduğuma göre, müze kurulumu sırasında yönetmelikle ilgili yaşanan problemler nesneleri ilk planlandığı şekilde yerleştirmesine engel olmuş. Satın aldığı binayı müze statüsünde kaydettirmek isteyen Pamuk, koleksiyonunun “sıradan nesneleri barındırması” sebebiyle bu değere uygun bulunmadığı yanıtını almış. Çare, nesnelerin halihazırda romanda her bölümün aktardığı temaya uygun koleksiyonlar halinde birleştirildiği vitrinlerin oluşturulmasında ve bu vitrinlerin birer sanat eseri olarak kaydedilmesinde bulunmuş. Dolayısıyla, sadece farklı üretim modellerinin çok katmanlı yapısı sebebiyle değil, resmî prosedür gereği de Masumiyet Müzesi’nin Orhan Pamuk’un hem yazarı hem küratörü hem de sanatçısı olduğu bir çağdaş sanat eseri olduğunu söyleyebiliriz.

Masumiyet Müzesi’nin evrenini sinemanın diline taşıyan Hatıraların Masumiyeti, özel bir gösterimle 72. Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapmış, geçtiğimiz aylarda da !f İstanbul kapsamında izleyiciyle buluşmuştu. Metni Orhan Pamuk ve Grant Gee tarafından kaleme alınan film, eşyaların tesellisine, İstanbul’a ve Pamuk’un yazarlığına dair oyunbaz bir anlatı kuruyor.

— Abbas Bozkurt (2016) Altyazı Dergisi

Bu açıdan bakıldığında, Masumiyet Müzesi’ne dair kültürel üretimin roman ve müze mekânıyla sınırlı kalmaması da anlaşılabilir. Romanda Kemal Basmacı’nın aktardığı üzere, Orhan Pamuk’un müze felsefesinin yaşayan bir mekân üzerine kurulu olduğu düşünülürse, bir çağdaş sanat eseri olarak Masumiyet Müzesi’nin de farklı üretim biçimleriyle kendini devamlı geliştirmesi olağandır. Çünkü her gelişimin anlatılması hikâyenin tam kapsamlı anlatımı için ihtiyaçtır. Örneğin, Şeylerin Masumiyeti (2012) kitabı, geleneksel katalog yapısına yakınlığıyla, müzenin kurulum sürecini ve vitrinlerini anlatmak üzere bu eserin başka bir parçasını oluşturur. Bir diğer temel parçasını oluşturan da “Hatıraların Masumiyeti” (Innocence of Memories) adlı belgesel filmdir. Son olarak, aynı isimle 2016’da kitap olarak basılan belgesel senaryosu da Masumiyet Müzesi’nin çok katmanlı yapısına dahil edilmiştir. (Pamuk, 2016: 7).

Masumiyet Müzesi 2012’de açıldı. Ben ölene kadar Masumiyet Müzesi’ne daha resimler, yeni kutular, yeni vitrinler [ve yeni kültürel üretimler] ekleyeceğim.

— Orhan Pamuk. (2016). Hatıraların Masumiyeti, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, s. 83.

Nihayetinde, Orhan Pamuk’un bütün bu üretimlerde oynadığı rol dikkate alındığında, Netflix dizi uyarlamasının bu yapıta eklenen en son parçası olduğu söylenebilir mi? Bu bağlamda, bu ihtimal, yazar, küratör ve sanatçı Orhan Pamuk’un onay mercii, yapımcı ve senarist rolleri ekseninde, yazının ikinci bölümünde Masumiyet Müzesi’nin Netflix dizi uyarlaması sürecine dair yapılan röportajlar üzerinden tartışılacaktır.


Readers who read this post also read:

let’s stay connected!

keep exploring

view my services

check my blogging